Bizi Takip Edin
instagram
google
youtube
twitter
facebook
Yaşanabilir Bir Dünya İçin Hukuk
ÜRÜN ADI
Yaşanabilir Bir Dünya İçin Hukuk
ÜRÜN KODU
MARKA
FİYAT

Ürün Açıklaması

Çevre hakkı uluslararası sözleşmelerde yer alan 3. kuşak haklardandır. Dayanışma hakkı olarak tanımlandı. Dayanışma hakkı ile kast edilen, ortaya çıkan sorunu tüm insanların ırk, sınıf ve ülke ayrımı yapmaksızın biraraya gelerek çözebileceği düşüncesidir. Söz konusu edilen, aynı zamanda, kuşaklar arası dayanışmadır. Kuşaklar arası dayanışma, geçmişten gelen mirasla, yaşlı dünyamızın bugününü yaşayan insanların, gelecek kuşaklara, çocuklarına nasıl bir dünya bırakacakları ile ilgilidir.

Çevre hakkı kavramının ortaya çıkmasıyla birlikte, konusu insan olan hukuk; insanlar arası hak ihlallerini sınırlayan bir disiplin olmanın ötesine geçerek, insanın yaşam alanını oluşturan mekânların edilgen sujelerinin maruz kaldığı hak ihlallerini sınırladı ve bu edilgen sujeleri birer hukuk öznesi haline getirdi. Çevre hukuku kavramıyla birlikte hukuk, insanı merkez almaktan, çevre değerlerini ve organik-inorganik tüm canlıları merkeze almaya geçti.

Çevre hukuku kavramı 20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıktı. Çevre hakkı kavramının ilk kez dile getirildiği 5-16 Haziran 1972 Stockholm Toplantısı’nda, katılımcı ülkeler, ‘her ülkenin çevreye karşı sorumluluğunu üstlenmesini, insanın yeryüzündeki varlığını korumasının esas koşulu olduğu’ noktasında birleşti. Bu nedenle 5 Haziran tüm dünyada ‘çevre günü’ olarak kutlanıyor. İnsanın yeryüzündeki varlığı ile ülkelerin çevreye karşı sorumluluğunun ilişkilendirilmesi bu konferansın en dikkate değer yanıdır. Söylenen şudur: ‘Ne yapılacaksa doğayla uyum içinde yapılmalıdır. Sürdürülebilir kalkınma, çevre değerleri korunarak sağlanmalıdır. İnsan yaşanabilir bir dünyada kendi varlığı ile barışmalı, çevre bilinci kendi ekonomisini yaratmalıdır’.

Sera gazlarının salımı
Çevre sorunlarına ilişkin uluslararası hukuk metinlerinde ilk dikkate değer konu ‘sera’ etkisi yapan gazların atmosfere salımına ilişkindir. Küresel ısınmanın nedeni olan bu durum, küresel ısınmayla birlikte; kuraklık, su kaynaklarının azalması, bitki ve hayvan türlerinin yok oluşu, orman yangınları ve doğal afetlerin boyutunda ve etkilerinde artış gibi sonuçlara yol açıyor. Bu sorunlar, dünya için, ülkelerin sınırlarını aşan bir boyuta ulaştı ve çevre hukukuna dair hukuk metinleri öncelikle bu soruna ve bu soruna bağlı konulara yöneldi.

Sınırlar ötesi bu çevre sorunları dışında ise her ülke, kendi ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeyine ve yaşadığı sorunlara bağlı olarak çevrenin hukuk yoluyla korunmasına dair yasal mevzuat oluşumu yoluna gitti. Bu bakımdan, çevrenin korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesine ilişkin ülkemiz Anayasasında da düzenlemeler yapıldı. Anayasamızın Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması başlığını taşıyan 56. maddesi, ’Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirliliğini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir...’ deniyor. Madde metninden anlaşılacağı gibi, çevre hakkı anayasal bir hak olarak düzenlendi.

Öte yandan çevrenin korunmasına ilişkin hem devlete hem de vatandaşa bir ödev ve sorumluluk yükleniyor. Sosyal bir devletin ödevi ve sorumluluğu olması gereken bir hususun ayrıca vatandaş açısından da bir ödev ve sorumluluk olarak tayin edilmesi yararlı bir adım oldu. Anayasamızın, meydana gelen bir çevre ihlali karşısında ‘zarar görme’ koşulu aranmaksızın tüm yurttaşlara ödev ve sorumluluk yüklemesi, denetim yetkisini paylaşmak anlamına gelir. Bu durumda yetkinin nasıl kullanılacağına ilişkin yolu göstermek ve yurttaşlarımızı uyarmak son derece önemlidir.

Anayasamızın Tarih Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması başlığını taşıyan 63. maddesinde ise şöyle deniyor: “Devlet tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirler alır...”

Yasaların uygulanması
Görüldüğü gibi, ülkemizde, çevre hakkı ve çevre hukuku kavramıyla ilgili olarak uluslararası gelişmelere paralel bir yol izlendi. Anayasa’nın bu düzenlemelerine paralel olarak oluşturulan kanun, yönetmelik ve tebliğler ile Yeni Türk Ceza Kanunu’nda çevre ihlalleri karşısında ceza sorumluluğu getiren düzenlemeler ulusal çevre mevzuatımızın ana unsurlarını oluşturuyor ve eksiklerine rağmen yerindedir. Yasaların uygulanmasında yaşanan sorunlar ve idarenin sorumluluktan kaçmak anlamına gelen ihmalleri en önemli güçlüktür.

1982 Anayasası’nda çevre hakkına ilişkin düzenlemeyle çevre ihlalleriyle ilgili olarak zarar görme koşulu aranmaksızın tüm yurttaşlarımıza dava açma hakkının tanınması ve Danıştay’ın bu doğrultudaki kararları son derece olumlu ve önemlidir. Çevrenin idari işlemler veya idari kararların yanı sıra hukuk yoluyla korunması için gerekli olan, bu yasal mevzuatın vatandaşlarca kolayca kullanılabilmesini ve anlaşılır hale getirilmesini sağlamaktır.

Çevre tüm hakların kullanılabileceği mekândır, yaşadığımız dünyadır. Çevre hukukunun temel şiarı şudur: Eğer bu hak kullanılamıyorsa, hakların yaşatılacağı mekân kalmaz!
Hukuk insanın hak ve yükümlülüklerini ve yaşadığı hayata karşı sorumluluklarını tanımlarken, çevre hukuku, insanın içinde yaşadığı ortamı yalnızca kendisi için değil herkes ve her şey için yeniden kurar. Kendinden ve doğadan koparak özüne yabancılaşmış olan insan, kendine ve doğaya dönüş yaparak insanlaşır. Bu dönüşün ortaya çıkardığı yeni insan, bilincini, sadece kendisi için değil, parçası olduğu tüm eko-sistem için kullanabilen, teknolojinin yaratmış olduğu toplumsal ve kültürel kirlenmeden kendini arındırmış, doğanın acısın hissedebilen, ‘dilsiz’ doğanın sözcüsü olabilen insandır.

Bu bakımdan düşünüldüğünde, çevre ihlali oluştuğunda bunun bilgisini paylaşmak ve bu bilgiyi kamuoyu bilgisine taşımak kadar, ihlalleri engelleyici hukuk yollarının bilinmesi ve bu yolun paylaşılması da önemlidir. Bu nedenle çevre ihlalleri karşısında ortaya çıkan hukuk çabalarını birleştirmek ve vatandaşın ulaşabileceği hak arama yollarını oluşturmak, çevre alanındaki hukuk mevzuatını geliştirmek, mevzuatın eksik ve yanlışlarını düzeltmek ve geliştirilmesine katkı yapacak çabaları birleştirmek, kamuoyunu çevrenin hukuk yoluyla korunması konusunda aydınlatmak, küresel iklim felaketi senaryoları karşısında yapılabilecek bir şeyler olduğunu hatırlatmak, kendimize ve çevremizdekilere iyi bir çevrede yaşamanın bir hak olduğu bilincini anlatmak, bu bilinci yaygınlaştırmak gerekiyor.
Çevre Hukuku Derneği, bu hakkın etkin ve doğru bir biçimde kullanılması ve dağınık bulunan hukuk çabalarını biraraya getirmek için kuruldu. Çevre Hukuku Derneği’nin amacı, iyi bir çevrede yaşamanın bir hak olduğu bilincini yaygınlaştırmak,hukuk adına,doğadaki her türden kirlenmenin gözcüsü, yok olan türlerin sözcüsü ve doğal hayatın koruyucusu olabilmektir.
www.cevrehukuk.org

HASAN SEVER: Av., Çevre Hukuku Derneği Bşk.

 

ürünler ürünler ürünler ürünler
maviweb