Bizi Takip Edin
instagram
google
youtube
twitter
facebook
Geleneksel tohumlar: “Ekmeğin ve geleceğin umudu”/Yazı Dizisi 5
ÜRÜN ADI
Geleneksel tohumlar: “Ekmeğin ve geleceğin umudu”/Yazı Dizisi 5
ÜRÜN KODU
MARKA
FİYAT

Ürün Açıklaması

Çiftçiler geleneksel tohum mirasını Türkiye’deki tarımsal dönüşüme rağmen korumaya çalışıyor. Ancak, tarımda rekabetçi küresel pazara yatkın Türkiye’nin düzenlemeleri küçük çiftçiyi koruyabilecek mi? Yerel tohumlar umudun ekmeği olabilecek mi?

ŞULE YILDIRIM

Dr. Nurcan Atalan Helicke, ABD’de Ohio State Üniversitesi’nin coğrafya bölümünde başladığı doktorasını tamamlamak üzere 2007 yılından beri Anadolu’da yerel tohumlar ve tarımsal dönüşüm konularında araştırmalarını sürdürüyor. Konuyla ilgili bir dizi sunum gerçekleştiren Nurcan hocayı, Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi’nde izledik. Dr. Atalan, Türkiye’de tarımsal dönüşümü örnekleyecek iki alan belirlemiş. Geleneksel çeşitlerin modern tohumların yanında kullanıldığı ve bunların yerel ekonomi için halen önem arz ettiği Kastamonu’nun İhsangazi, Sivas’ın ise Ulaş ve Gürün ilçelerinde çalışmış.

Atalan, “Amacım Türkiye’de tarımsal dönüşümün sosyo-ekonomik etkileri neler? Küçük çiftçiye neler oluyor? Küçük çiftçi tarımdan koptuktan sonra neler yapıyor? Koruma ve kalkınma, özellikle DB ve AB çerçevesinde gelişen koruma politikalarının, teşvik edilen piyasa mekanizmalarının, çiftçilerin ellerindeki tohumları kullanmasını nasıl etkilediği, konularını irdelemek” diyor. “Devletin şu anda tarıma bakışı nedir” sorusunu ise “Devlet şu anda anladığımız kadarıyla, tarımda üretimi arttırarak küresel pazarlarda rekabetçi hale getirmeye çalışıyor. Eskiden kendimize yetelim fikri vardı. Şimdi küresel piyasalarda fiyat olarak da rekabet edelim mantığı var. Bunu maalesef kendi üretiminizle sağlayamıyorsunuz. Hep bir şekilde ithal etmek zorundasınız. Dolayısıyla kaliteyi arttırmanız gerekiyor. Onun da endüstriyel üretimle yapılabileceği düşünülüyor” diye yanıtlıyor.

Bir tarım vizyonunun oluşturulması gerekliliğinden bahseden Nurcan hoca, devletin tarımsal strateji belgeleri hazırlamasına rağmen uygulamaların sıkıntılı olduğuna değiniyor: “Genetik bitki kaynaklarının nasıl kullanılacağına dair yönetmelik henüz çıkmadı. Bu, 2011’de uygulamaya girecek ama çiftçinin elindeki geleneksel çeşitlerin akıbeti ne olacak belli değil. Tarımsal vizyonun ise sivil toplum kuruluşlarıyla oturulup açık ve net konuşulması gerekiyor” diyor. Dr. Atalan’ın parmak bastığı en önemli konulardan biri de geleneksel çeşitleri üretmeye devam eden, dolayısıyla hem geçimini sağlayan hem de yerel tohumları koruyup devam ettiren çiftçinin hakkının nasıl ödeneceği sorunsalı. Bu konuda, “Nereden baksanız çiftçinin bu hizmetinin bedelini ödemek çok zor” diyen Atalan,  “Biz çiftçiye bedel ödeyemeyiz, bunu bütün dünya için yerine getireceksek o zaman da dünya bize ödemeli” mantığının “sakat bir mantık olduğuna değiniyor.

Devletçe ortaya konulması gereken iradeninse, tohumda biyolojik çeşitliliğe gerçekten değer verilmesi ve bunun gerçekleştirilmesi olduğunu vurguluyor. Esasen milletler arasında “Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi”ndeki fayda paylaşımı gereği anlaşmalar yapılıyor. Ancak, milletler biyolojik çeşitlilikten kaynaklanan faydayı nasıl paylaşacağı konusunda henüz anlaşabilmiş değil. Net bilinen gerçek şu ki; biyolojik çeşitliliğin değeri tohumun pazara sürülmesinde değil bitkinin doğada varlığını devam ettirmesi önceliğinde yatıyor.

Tarımsal nüfusu azaltmak hedef midir? 

Türkiye’de tarımsal nüfusun azaltılmasının bir hedefmiş gibi gösterildiğini de vurgulayan Nurcan hoca, “Bu bir hedef değil ancak kalkınmanın sonucu olabilir. Devlet adamları ’2003-2006 yıllarında tarımda çalışan nüfus yüzde beş azalttık’ diyor. Bu insanlar uçtu mu? Nereye gittiler? Çiftçiyi yerinde tutacak teşvik yoksa sorun var” saptamasında bulunuyor.  Madalyonun diğer yüzünde modern çeşitlerin kullanılmasına yönelik teşvikler var; Akdeniz ve Ege bölgelerinde geleneksel tohum çeşitlerinde azalma görüldüğünü hatırlatan Dr. Atalan,“Değişen yasal düzenlemeler çiftçilerin geleneksel tohumları kullanmasıyla ilgili kısıtlamalar getiriyor. Makineleşmede artışa devlet desteği var” diyor.

Öte yandan, korunması gereken geleneksel çeşitlerin sadece gen bankalarında zapt edilmesinin de akılcı bir yöntem olmadığını şöyle belirtiyor: “İki çeşit koruma vardır. Bir, çiftçi eliyle, diğeri gen bankalarında koruma. Toprakta evrim saati durmaz. Hastalıklar, böcekler gelişir. Tohumu gen bankasına koyduğunuzdaysa evrim süreci duruyor. Tekrar kullandığınızda ne olacak bilinmiyor. Bu nedenle hem toprakta hem bankada koruma yapılması gerekir. Ancak Türkiye’de alanda koruma pek desteklenmiyor; olursa ‘Amenna’ deniliyor. Bunun çiftçilerin üzerinde bir yük ve kalkınmanın önünde bir engel teşkil ettiği düşünülüyor. Çiftçilere ‘Sen kalkınmayacaksın’ deme yetkimiz yok diyerek işin içinden çıkılıyor…”

Zerin, zeron, siez ve diğerleri…

Dr. Atalan’ın 2007, 2009, 2010′da yürüttüğü doktora çalışmasının dikkat çeken ayrıntılarından biri de çiftçinin üretim ve pazarlamada yaşadığı zorluklara rağmen halen atadan kalma geleneksel tohumlarını ekip biçmesi ve bununla gurur duyması. Hem Kastamonu İhsangazi’ye özel siez” bulgurluk buğdayının üretiminde hem de Sivas Ulaş ve Gürün ilçelerinin “zeron” ve “zerin” ekmeklik buğdayının ekilmesinde de halen bu duygular yatıyor.

Zaman zaman sözleşmeli olarak ürünlerini mahrumiyet bölgelerinden dışarıya pazarlayabilen çiftçiler, Anadolu’nun benzer birçok yöresinde olduğu gibi,  uzun vadede önlerini görebilecekleri teşvik ve pazar mekanizmalarından yoksunlar. Onlar için geleneksel çeşitler, İstanbul’a, büyükşehirlerdeki hemşehrilerine gönderecekleri birer ağız tadımlığı, geçim kaynağı ve sağlıklı beslenmenin, mutfak kültürünün ayrılmaz birer parçası. Bu anlamda geleneksel tohumlar küçük çiftçilerin gözünde koca koca umutlar…. Çocukları da tatsın diyerek damak tatları geleneksel tohumları ekmekten vazgeçmiyor çiftçiler, ama nereye kadar dayanabilecek?

 

ürünler ürünler ürünler ürünler
maviweb