Bizi Takip Edin
instagram
google
youtube
twitter
facebook
Nükleer risk hemen yanınızda
ÜRÜN ADI
Nükleer risk hemen yanınızda
ÜRÜN KODU
MARKA
FİYAT

Ürün Açıklaması

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası’nın (ÇMO) yaptığı parçacık dağılımı modelleme çalışması sonucunda Sinop’da yapılması planlanan nükleer santralda bir kaza olması durumunda 300 km çevresinde olan İstanbul, Ankara, Samsun gibi büyük şehirlerimiz bu kazadan etkilendiği ortaya çıktı. Çalışmada, Akkuyu da yapılması planlanan nükleer santralda kaza olması durumu da incelendi ve tüm Akdeniz Bölgesi’nin yanı sıra Konya ilinin de büyük risk altında olduğu belirlendi.ÇMD Yönetim Kurulu Tarafından yapılan yazılı açıklamada, son dönemde ülkemize ve insanımıza dayatılan nükleer enerjinin, atık sorunu çözülmemiş, çok riskli, pahalı ve gelişmiş ülkelerce terk edilen bir enerji türü olduğu öne sürüldü. Açıklamada, Japonya’da, 11 Mart 2011 tarihinde meydana gelen deprem ve tsunami, Fukuşima Daiçi Nükleer Santralı’ndan radyoaktif sızıntıya neden olduğuna dikkat çekilerek, “Yaşanan felaket sonucu oluşan hükleer risk hâlâ devam etmektedir. Gelinen aşamada, tehlike düzeyinin Çernobil’le eşdeğer olduğu açıklanmış ve santral etrafındaki 20 kilometre yarıçapındaki alana girilmesi yasaklanmıştır. Son yapılan değerlendirmelere göre, santralın güvenli bir şekilde faaliyetlerini durdurması için en az 30 yıla ihtiyaç olduğu ve kapatma işleminin maliyetinin 19 milyar doları bulacağı hesaplanmaktadır” dendi.

Yaşanan radyoaktif sızıntının birçok ülkeyi etkilediği bilindiğnin altı çizilen açkılamada, ” Benzer durum 26 Nisan 1986 yılında meydana gelen Çernobil kazasında da yaşanmıştır. Hem Danimarka (http://www.cmo.org.tr/resimler/ekler/0eddf1a8cd5ef2d_ek.gif?tipi=78&turu=H&sube=0) hem de Fransa’da yapılan model çalışmalarında    (http://www.irsn.fr/FR/popup/Pages/tchernobyl_video_nuage.aspx ), Çernobil’den yayılan radyasyonun Avrupa’nın büyük bölümünü etkilediği görülmektedir. Ülkemizi ise yaklaşık sekiz gün sonra, 2 Mayıs’tan itibaren etkilemeye başlamış, 5 Mayıs tarihinde ise Karadeniz kıyılarından ülkemize yoğun radyasyon akışı olmuştur” dendi.

Japonya gibi yüksek teknolojiye sahip bir ülkede yaşanan bu kaza, tüm gelişmiş ülkelerin nükleer enerji politikalarını yeniden gözden geçirmelerine neden olduğu vurgulanan ÇMO açıklamasında, “Almanya ve İsviçre’den sonra İtalya da nükleer enerjiden vazgeçme kararı almıştır. Yapılan referandum sonucu, İtalyan halkının yaklaşık yüzde 95′i nükleer enerjiye hayır demiştir. Ülkemizde ise hükümet tarafından Rusya ile nükleer enerji üretimi konusunda yürütülen süreç, ne yazık ki tüm bunlar yaşanmamış gibi devam etmektedir” dendi.

Fukuşima ya da Çernobil benzeri bir kazanın Akkuyu veya Sinop’ta yaşanması durumunda ülkemiz ve bölgemizin nasıl bir risk altında kalacağını belirlemek için ÇMO bünyesinde bir çalışma yapıldığı belirtilen açıklamad, “Bu çalışmada, ABD-NOAA kurumu tarafından geliştirilen HYSPLIT (http://ready.arl.noaa.gov/HYSPLIT.php, Tek Parçacık Entegre Yörünge Modeli) modeli kullanılarak, Akkuyu ve Sinop’tan olacak bir radyoaktif serpintinin izleyeceği yollar hesaplanmıştır. Her 2 nokta için, atmosfere salınan parçacıkların dört günlük (96 saat) güzergahları belirlenmiştir. Bu çalışma 2010 yılına ait tüm günler için tekrarlanmış ve bu sonuçlar elde edilmiştir” dendi.

Açıklamada, yapılan çalışmada, Türkiye alanının küçük hücrelere bölündüğ kaydedilerek, şunlara dikkat çekildi:“Sinop ve Akkuyu’dan salınan parçacıkların bu hücreler üzerinde ne kadar zaman (saat) geçirdiği hesaplanmıştır. 2010 yılı için yapılan hesaplama sonuçlarına göre, hem Akkuyu hem de Sinop’ta meydana gelecek bir radyoaktif sızıntının Türkiye’nin büyük bölümünü etkileyeceği hesaplanmıştır. Bu etkiler her iki noktanın 300 kilometreye kadar olan çevresinde daha yoğun bulunmuştur. Özellikle Sinop için yapılan çalışmada, Karadeniz Bölgesi’nin tamamı ile İç Anadolu Bölgesi’nin kuzeyinin daha yüksek risk taşıdığı görülmektedir. Son dönemde potansiyel santral sahası olarak belirtilen Kırklareli-Kıyıköy ise yaklaşık 20 milyon kişinin yaşadığı ve nüfus yoğunluğunun en yüksek olduğu bölgede bulunması nedeniyle en riskli alanlardan birisi olacaktır.”

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından 5-10 yıllık periyodu kapsayan ve doz hesaplamalarını da içeren daha kapsamlı bir çalışma yapılarak kamuoyuyla paylaşılması gerektiği vurgulanan ÇMO açıklamasında, “Diğer taraftan, Ermenistan ve Bulgaristan’da sınırımıza yakın bulunan nükleer santrallar da büyük tehlike arz etmektedir. Benzer bir çalışma bu noktalar için yapılırsa, bu santralların da Türkiye için büyük risk yarattığı görülecektir. Bu santralları bahane ederek, Türkiye’ye santral inşa etmek yerine, bunalrın kapatılması için uluslararası girişimde bulunulması gerekmektedir” dendi.

ÇMO açıklamasında, nükleer enerji konusundaki çekinceler şöyle belirtildi:

“Nükleer atıklar hâlâ en büyük sorundur
Nükleer santralların en önemli sorunlarından birisi radyoaktif atıklardır. Ortalama gücü 1000 megavat (MW) olan bir nükleer santral, yaklaşık 27 ton yüksek düzeyli, 250 ton orta düzeyli, 450 ton düşük düzeyli atık üretmektedir. Bu atıklar ve tükenmiş yakıt çubukları, 10-20 yıl reaktörün içindeki ya da yanındaki havuzlarda bekletilerek radyasyon seviyesi düşürülmektedir. Nükleer santrallar son 40-50 yıldır faaliyette iken, henüz dünyanın hiçbir bölgesinde, nükleer atıkların saklanması ya da imhası için, lisanslı nihai bir çözüm ve depolama alanı bulunmadığı unutulmamalıdır.

ABD Enerji Ofisi tarafından hazırlanan ‘Ülke Değerlendirme Özet Raporu’nda nükleer atıkların büyük sorun olduğu belirtilmektedir.

Amerikan Kongresi tarafından 9 Temmuz 2002 tarihinde, Nevada Eyaleti’nde bulunan Yucca Dağının Ulusal Nükleer Atık Deposu olarak kullanılması onaylanmıştır. 27.3 milyar ABD dolarına mal olacak bu tesiste toplam 77.000 ton nükleer atığın depolama maliyetinin de 40–50 milyar ABD doları civarında olacağı hesaplanmaktadır (1 ton ~ 500.000 – 650.000 ABD doları).

Sanayi atıkları ile evsel atıksu (kanalizasyon) ve evsel katı atıklarının (çöp) çağdaş mühendislik normlarına göre yönetilemediği Türkiye’de, nükleer atıkların nasıl yönetileceği ayrı bir sorundur. Bu sorunun en bariz örneği, 8 Ocak 1999 günü İkitelli’de radyoaktif hastane atıklarının ‘yönetilememesi’ nedeniyle meydana gelen ve son dönemde dünyada yaşanan büyük nükleer kazalardan biri olarak Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunca tescil edilen İkitelli radyoaktif kazasıdır.

Nükleer enerji gelişmiş ülkeler tarafından terk edilmektedir

Gelişmiş ülkeler nükleer enerji programlarından vazgeçerken, bu seçenek bizlerin karşısına bir dayatma olarak çıkmaktadır. ABD Enerji Ofisi’nin öngörülerine göre, 2020 yılında dünya üzerinde nükleer santral kurulu gücünde önemli bir değişiklik olmayacağı, ancak gelişmiş ülkelerde santral sayısı azalırken, yeni santralların sadece gelişmekte olan ülkelerde kurulacağı belirtilmektedir. Bu öngörülere göre 2000-2020 yıllarında, nükleer enerji kurulu gücünde, Kuzey Amerika’da yüzde 20.5, Batı Avrupa’da yüzde 18.2, eski Sovyetler Birliği’nde yüzde 19.5 oranında bir azalma beklenirken, Asya’da yüzde 72.1, Orta ve Güney Amerika’da yüzde 32.0 ve Afrika’da yüzde 23.9 oranında bir artış beklenmektedir. Sonuç olarak gelişmiş Batı nükleer beladan kurtulurken, bu bela ticari kaygılarla gelişme yolundaki ülkelerin başına sarılmaktadır.

Son 30 yıllık dönemde ABD’de 9 bin 764 MW kapasitesindeki nükleer santral kapatılırken 35 bin MW’ın üzerinde rüzgâr enerjisi santralı kurulmuştur. Benzer şekilde, Almanya’da 6 bin MW kapasitesindeki nükleer santral kapatılarak 27 bin MW rüzgâr enerjisi santralı kurulmuş, Fransa’da 4 bin MW kapasitesindeki nükleer santral kapatılarak 5 bin 600 MW rüzgâr enerjisi santralı kurulmuş, İngiltere’de 3 bin 300 MW kapasitesindeki nükleer santral kapatılarak 5 bin 200 MW rüzgâr enerjisi santralı kurulmuş, İspanya’da ise 600 MW kapasitesindeki nükleer santral kapatılarak 20 bin MW rüzgâr enerjisi santralı kurulmuştur.”

Nükleer Enerji Pahalıdır

ÇMO açıklamasında, Rusya ile yapılan uluslararası nükleer enerji anlaşması pahalı bir seçenek olarak Türkiye’nin geleceğini ipotek altına aldığı iddia edilerek, “Türkiye, nükleer santraldan ortalama 12.35 sent gibi çok yüksek bir tarifeden, 15 yıl boyunca elektrik satın almayı garanti etmiş durumdadır. Türkiye ortalama fiyat üzerinden, Rusya’ya 15 yılda satın alacağı 415 milyar kilovat saatlik elektrik karşılığında 51 milyar dolar ödeyecektir” dendi.

Nükleer santraldan üretilen elektriğin kilovat/saatine 12.35 sent veren siyasi iktidarın aynı cömertliği yenilenebilir enerji kaynakları için göstermediğine dikkat çekilen açıklamada, şöyle dendi: “08 Ocak 2011 tarih ve 27809 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ ile hidroelektrik ve rüzgârdan üretilecek elektriğe 7.3 sent kilovat/saat, jeotermal kaynaklardan üretilecek elektriğe 10.5 sent kilovat/saat, biyokütle (çöp gazı dahil) ve güneş enerjisinden üretilecek elektriğe ise 13.3 sent kilovat/saatt fiyat vermiştir.  Diğer taraftan, Türkiye’de üretilen elektriğin yüzde 50′ye yakını doğalgaz çevrim santrallarından karşılanmaktadır. Elektrik fiyatlarının yüksek olmasında baş rolü oynayan doğalgazın çok büyük bölümünün Rusya’dan alınmasının yanı sıra yüksek maliyetli nükleer enerjide de aynı ülkeye bağımlı olunması, Rusya’ya olan enerji bağımlılığını daha da arttıracaktır. Zaten halkta çok büyük ödeme zorluğu yaratan elektrik faturaları, böylece daha da kabaracaktır.”

Açıklamada, hem Akkuyu hem de Sinop’ta meydana gelecek bir radyoaktif sızıntının Türkiye’nin hemen hemen tamamını etkileyeceği görüldüğüne dikkat çekerek, “Trakya’da kurulacak bir santralın ise en az Akkuyu ve Sinop kadar risk taşıyacağı söylenebilir. Böylesine kritik bir kararda, bilimsel gerçekleri dikkate almadan çok aceleci davranan, bu konuda yıllardır görüş üreten sivil toplum örgütleri ve meslek odaları ile iletişime geçmeden halkımızın geleceğini belirsizliğe sürükleyen hükümet, yaşanacak tüm olumsuzluklardan sorumludur. Bu anlamda, ülkemizi siyasi iktidarların bilim dışı kararlarına terk etmeyeceğimizi, önceki dönemlerde olduğu gibi, kirli enerji politikalarını uygulamaya koymayı hedefleyen iktidarların yarattığı bilgi kirliliğine karşı, kamuoyunu bilimsel bilginin ve emeğin ışığında bilgilendirmeye devam edeceğimizi biz kez daha vurgulamak isteriz” dendi.

ürünler ürünler ürünler ürünler
maviweb